arama

Mahalle Yaşantısının En Çok Özlenenleri

  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • Binbilir Binbilir

Kentleşmenin giderek artması ve cebimize kadar girmeyi başaran sosyal medya, mahalle yaşantısını da derinden etkiler oldu. Alt üst komşular şöyle dursun, kapı komşumuzu bile tanımıyor, apartman sakinlerini nadiren de olsa asansörde görüyoruz. Hatta o zaman bile sus pus bekleyip kapı açılınca “İyi günler” selamı ile resmen kaçıyoruz.

Durum böyle olunca hırsızlık, gasp, terör gibi suçlar şehir yaşantısına kolaylıkla sızabiliyor. Yeri gelmişken, mahalle yaşantısını ne kadar özlesem de istihbarat ve asayiş olayını iyice abartıp, dedikodu dalında master yapan teyzelerimizi, amcalarımızı hiç özlemediğimi de belirteyim 🙂  Şaka bir yana yaşarken farkında olmadığımız ne kadar güzel şeyler varmış meğer. Korkum şu ki gelecek nesil mahalle yaşantısını tatmak bir yana, ne olduğundan dahi habersiz yetişiyor.

Makbule teyzenin “Akşam oldu, çabuk eve!” çağrısı; Toplanıp saklambaç, yerden yüksek, ortada sıçan, 9 kiremit, tüf-tüf oynarken akşamın nasıl olduğunu fark edemezdik bile. Yada oyunun, arkadaşlığın tadına doyamadığımızdan kopamazdık birbirimizden. Ta ki bir annemizin akşam ezanına 5-10 dakika kala, diyaframdan gelen ince ve bir o kadar da güçlü sesiyle oğlunu eve çağırmasına kadar. Zaten hepimiz “Akşam ezanı okunmadan evde olunur!” uyarısı ile programlanmıştık.

Sokak maçı; Mahalledeki herhangi bir çocuğun elinde top ile gelmesi ile oluşan, sayısı çağırmadan takım kuracak kadar kişiye ulaşabilen ve küçük yaştaki kardeşlerin veya şişmanların kaleci yapılmasıyla kurulan futbol maçına halk arasında sokak maçı diyoruz. İki tane taşın arası kale kabul edilir ve takım kaptanı büyük olasılıkla topun sahibi olan çocuk olurdu. Atan alırdı, duvardan gol olmazdı.

Bazen top huysuz amcanın yada dedenin bahçesine kaçsa da, yaptığımız operasyon takdire şayandı. Gizlice ekili çiçeklerin üzerinden atlayıp, ağaçların arkasına saklanarak yapılan operasyonla komandoluğa ilk adımızı atmış olduk. He birde topun ezdiği çiçekleri eski haline getirmeye çalışmakla geri al işleminin temellerini atmışız meğer 🙂

Mahalle maçı; Aşağı pardon “aşşa” mahallenin gençleri ve yukarı mahallenin gençleri arasındaki kıyasıya rekabet. Bu dev derbide kavga da ederdik, baklava da yerdik, gazoz da içerdik.

Asayiş ve istihbarat ortamı; Kimin kızı kime kaçmış, falanca adam bilmem kimle kapışmış mahkemelik olmuşlar, kimin kocası kimle aldatmış, kim nerede takılıyormuş, kimin evine haciz gelmiş neden gelmiş anası babası ödememiş mi, ellerin kocası iş yapıyor bizimki evde yatsın gibi dedikodunun sağladığı asayiş ortamı. Dedikoduyu hoş karşılamasak da, teyzelerimiz sıkı bir MİT denetimi, bir bakıma mahalle içi asayiş ile güven ortamı sağlamayı amaçlıyormuş meğerse 🙂

Afet, hastalık, kaza ziyareti ve yardımlaşma; Bir evde kaza, hastalık gibi ciddi bir sorun olduğunda mahalleli ziyarete gelir, herkes elinden geleni yapardı. Şimdi sigorta şirketleri ile bu ortamı sağlamaya çalışsak da insanın acısını paylaşması, yalnız olmadığını bilmesi paha biçilemez. Bunun yanında çocuklar olarak pazardan, manavdan gelen bir büyüğümüzü görünce hemen yardıma gider poşetlerini taşırdık. Karşılık beklemesek de bazen poşetlerdeki meyvelerle bazen de harçlıkla ödüllendirilirdik.

Mahallenin delisi; Tabii ki delisi olmayan mahalle düşünülemez. Mahallede herkes tarafından sevilen mahallenin delisi ile çocuk aklıyla dalga geçsek de, aslında bizde severdik onu.

Tüf tüf

Tüf tüf

Mahalle yaşamını mı özledim yoksa çocukluğumu özlediğim için mi arıyorum o günleri. Nedeni ne olursa olsun güzel günlerdi. Belkide bundan 30 yıl sonra şimdinin çocukları “Önceden tabletler, bilgisayarlar vardı. Ne güzeldi Fifa oynadığımız, Counter kastığımız, GTA şifrelerini ezberlediğimiz günler.” diyecekler.

Yazan : Halil Doğan