arama

Terörist Elebaşı Abdullah Öcalan Nasıl Yakalandı?

Abdullah Öcalan Nasıl Yakalandı?
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • paylaş
  • Tolga Yaman Tolga Yaman

Yazının asıl konusu bölücü terör örgütü Pkk’nın ele başı Abdullah Öcalan’ın yakalanış serüveni olacak. Örgüt hakkında ki teknik bilgilerden sonra Öcalan’ın yakalanışında ki serüveni eksiksiz bir şekilde, adeta o günleri yaşamışcasına sizlere aktaracağım.

Örgütün Kuruluşu ve Hedefi

Kürdistan İşçi Partisi; Partiya Karkerên Kurdistanê ya da kısaltması ile Pkk. 1974 tarihinde kurulmuş, 27 Kasım 1978 yılında Diyarbakır’ın Lice ilçesinin Fis köyünde bu ismi almıştır. Amaçları; Türkiye Doğu ve Güneydoğusu, Irak Kuzeyi, Suriye Kuzeydoğusu ve İran’ın Kuzeybatısını kapsayan bölgede, özgür bir Kürdistan devleti kurmaktır.

Bölücü Terör Örgütü PKK

Bölücü Terör Örgütü PKK

Örgütün İdeolojisi

Örgüt ilk yıllarında Marksizm-Leninizm ideoloji izlerken, örgüt lideri Öcalan’ın İmralı’da aldığı karar ile Demokratik Konfederalizm ideolojisini benimsemiştir. Örgütün içinde Maoculuk ve Öcalan’ı örgütün çeşitli kilit isimlerinin açıklaması ile Tanrı, yarı Tanrı ilan ettiğini de bilmekteyiz.

Terörist başı Öcalan’ın; dini sorgulama evresi Siyasal Bilgiler Fakültesinde başlayıp, yazdığı bir kitabında ”Tanrıyla savaştım, yendim ve yarı Tanrı oldum” demesi de bunu kanıtlar nitelikte. Bu ideolojilerin yanı sıra daha çok sözde Kürt ırkçılığının da azımsanmayacak bir seviye de olduğu düşünülebilir.

İlk Silahlı Eylem!

Örgütün ilk silahlı eylemi 15 Ağustos 1984’de Hakkari’nin Şemdinli ilçesi ile Siirt’in Eruh ilçesinde düzenlenmiştir. Eş zamanlı baskınlarla resmen güvenlik güçlerimize karşı silahlı eylemlerini bu tarihte başlatmışlardır.

O tarihten itibaren 30 yılı aşkın bir sürede 30.000 Türk vatandaşımız ve güvenlik güçlerimiz bu terör örgütü tarafından şehit edilmiştir. Örgüt ilk yıllarında Suriye istihbarat örgütü El Muhaberat güdümünde idi ve örgüt lideri Abdullah Öcalan’ın yakalanmasından sonra ABD ve CIA güdümüne girmiştir.

Türkiye Suriye’den Abdullah Öcalan’ı İstiyor!

Türkiye de 18 Nisan 1999 yılında ki seçimlerin sonucunu Bülent Ecevit’in partisi olan DSP belirledi. Seçimde vaat edilen terör örgütü ele başı Abdullah Öcalan’ın idam edilmesinin ilk iş olacağı sinyallerini veren Ecevit, hükümeti de bu misyonla elde etmişti.

Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş’in seçimlerden 5 ay önce Suriye sınırında yaptığı konuşma, ”Türkiye’ye karşı özellikle son zamanlarda gösterdiği her fesadın içinde Suriye çıkmaktadır. Bu komşumuzun bizim iyi niyetimizi istismar etmemesi, sabrımızı taşırmaması gerekir” demesi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kararlığını ve ciddiyetini bir kere daha vurgulamıştır.

O dönemlerde Pkk, Suriye güdümünde ve Suriye istihbaratı El Muhaberat tarafından yönlendiriliyordu. Dolayısı ile ele başının 1979 yılından beri Bekaa’da ki kampta bulunduğu tüm kamu oyunca bilinmektedir.

Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in, 1 Ekim 1998 tarihli meclis konuşmasında; ”Tüm uyarılarımıza ve barışçı açılımlarımıza rağmen hasmane tutumundan vazgeçmeyen Suriye’ye karşı mukabelede bulunmada hakkımızı saklı tuttuğumuzu, sabrımızın taşmakta olduğunu bir kere daha Dünyaya ilan ederim” sözü ile resmen Suriye devletine terörist başını vermediği takdirde savaş ilan edeceğini tüm dünyaya beyan etmiştir.

Mısır Devreye Giriyor!

Daha sonra Cnn Türk kanalında yaptığı röportaj ile Amerika Birleşik Devletleri’nin de Suriye’ye bu durum da Türkiye’yi desteklediği mesajını gönderdiğini ve bu mesajında Türkiye’de ki yetkililere gönderildiğini söyledi. O sırada Türkiye’ye resmi ziyaret yapan Mısır devlet başkanı Hüsnü Mübarek, Ankara’nın ne kadar kararlı olduğunu görerek ara buluculuk için devreye girdi.

Hüsnü Mübarek Ankara’dan Şam’ı arayarak Ankara’ya gelip gelemeyeceğini sorduğunda Suriye lideri Hafız Esad, olur yanıtını verdi. Hüsnü Mübarek, Demirel’i arayıp birlikte bir çözüm arayışına girmelerini ve terör örgütü liderinin ülkelerinden gönderilmesi tavsiyesine Hafız Esad olumlu yanıtlar veriyordu.

Abdullah Öcalan Suriye’yi Terk Ediyor!

İleri ki dönemler de Hafız Esad, Abdullah Öcalan’ı yanına çağırarak durumu ve yapılan görüşmeleri özetliyordu. Artık Öcalan’ın Suriye’de kalamayacağı anlaşılmıştı. Hafız Esad; ”Nereye giderse gitsin. Ama buradan ayrılsın!” emrini vermişti. Öcalan’a Abdullah Sarıkurt adında bir pasaport ayarlandı ve 9 Ekim 1998 yılında Şam’dan Atina’ya gitmek üzere yola çıktı. Uçakta ki kimse bu kişinin terör örgütü lideri Abdullah Öcalan olduğunu fark edememişti.

Öcalan Yunanistan Yolunda!

Atina’da 6 saat hava limanında süren görüşmeler doğrultusun da burada duramayacağı konusunda bir cevap aldı.

Dönemin Yunanistan Dışişleri Bakanı Theodoros Pangolos

Dönemin Yunanistan Dışişleri Bakanı Theodoros Pangolos

Dönemin Yunanistan Dışişleri Bakanı Theodoros Pangolos Cnn Türk kanalında yaptığı röportaj da ; ”Onlara dedim ki; Öcalan istediği yere gidebilir ama dünya da gidemeyeceği tek bir yer varsa o da Yunanistan’dır. Çünkü Yunanistan’ın Türkiye ile kapanmamış defterleri vardı. Bir de bunu ekleyemezdik. Bu yüzden de bu mümkün değildi. Haklı olup olmamasına, bir yere ihtiyacı olup olmamasına önem verilemezdi. Güneydoğu da tek ülke ben değilim. Siyasi mülteci olarak kalmasının mümkün olmayacağını biliyordum.” diyerek Yunanistan’ın o dönem ki net tavrını, yıllar sonra belirtmiştir.

Öcalan’a tavsiyelerde bulunan Yunan istihbarat ajanı Savas Kalenderidis; ” Biz uçağı bekletiyoruz, İsveç’e gidiniz. Türkiye’nin İsveç’e kara sınırı olmadığı için baskı yapamaz. Bizim bu kadar sorunumuz olduğu için, sizi misafir etmemiz imkansızdır. Türkiye’de sizin savaşınız devam ediyor. Türkiye’nin askeri öldüğü takdir de bizim sizi misafir etmemiz, Türkiye’ye savaş ilanı etmemiz demektir.” diyerek, Yunanistan gizi servisinin de net tavrını ortaya koymuştur.

Rusya Serüveni!

Yunanistan’dan ret cevabını alan Öcalan, Rus diplomat Vladimir Jirinovski’yi aradı. Jirinovski’den gelen olumlu cevap üzerine Moskova’ya hareket edildi. Rusya’ya inince terör örgütü lideri izini kolayca kaybettirdi. Türk istihbaratı ise 33 gün boyunca Öcalan’ı bulmak için deyim yerindeyse Rusyayı didik didik arayacaktı.

Ecevit’in kameralar karşısında yaptığı kısa basın açıklaması, Öcalan’ın Rusya’da olduğunu doğrular nitelikteydi ve Rusya’nın neresinde olduğunu bilmediklerini söyledi. Ankara Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin ve Rusya Başbakanı Yevgeny Primakov ile görüşmelere başladı. Böylece Öcalan’ın Rusya serüveni de sona eriyordu. Türkiye’den yana tavır alan Rusya, Aerloft’un tarifeli uçağı ile Öcalan’ı Roma’ya yolladı.

Türk Baskısı, İtalya Kaçkını; Öcalan!

Sahte pasaport ile uçan Öcalan, hava alanında yakalandı. Dönemin İtalya Başbakanı Massimo D’alame ” Kesinlikle bir anda geldi; devletin haberi yoktu. Öğrendik ki kontakta olduğu kişiler varmış burada.” dediği röportajında, adeta İtalya’nın da konuyla ve terör örgütü lideriyle alakadar olmak istemediğini açıklar nitelikteydi.

O sıralarda Türkiye’de ki şehit anaları da Edirne Kapı şehitliğinde yaslı bir sevinç içindeydiler. Gerekirse İtalya’ya kadar gideceklerini, terör örgütü liderinin yakalanmasına hüzünlü sevinçlerini böyle dile getiriyorlardı.

Dönemin Roma Büyükelçisi İnal Batu, Başbakan Mesut Yılmaz’ın aradığını ve bölücü terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın İtalya’da olduğunu, bunu bilip bilmediklerini soruyor. Batu’nun aktarmalarına göre Yılmaz, dönemin Emniyet Genel Müdürü’nün Almanya’da ki temasları sonucunda bunu öğrendiklerini aktarıyordu. İtalya Öcalan’ı Almanya mahkemelerinde 2 kişiyi öldürme suçlamalarından aradığını ve onlara teslim etmeyi önerdiklerini aktaran Batu, Almanya’nın Öcalan’ı istemediğini belirtmiştir.

Öcalan ilk olarak Roma’da ki Senyo askeri hastanesine götürülerek sağlık kontrolünden geçirildi. İtalyan adli kaynakları, Öcalan’ın Türkiye’ye iadesi konusunda karar vermek için Roma’nın kırk gün süresi olduğunu açıkladılar. İtalyan Raimo Tv kanalında ki ”Kapıdan Kapıya” isimli programda Başbakan Mesut Yılmaz’ın bir röportajına da yer verildi. Röportaj da Yılmaz, İtalyan yasalarında idama yer verilmediğini ve Öcalan’ın verilmesi dahilinde idam edilmeyeceğine dair güvence verebileceklerini dile getirdi.

Ardından şehre akın eden Kürt yığınları terör örgütü liderine özgürlük istiyorlardı. İtalyan hükümetinin ikircikli tutumu Öcalan hakkında ki tutukluluk kararının bozulması ile Türkiye büyük hayal kırıklığı yaşadı. İtalya’da ki Komünist Partisinin yardımı ile Öcalan, bir villaya yerleştirildi. Bu tutumun ardından Türk-İtalyan ilişkileri krize girdi.Türkiye’de sokaklarda İtalya’ya öfke ve boykot çağrıları vardı.

Roma’da terör örgütü lideri ile görüşebilen tek gazeteci Tayfun Talipoğlu ”Evin içinde bir kere rahat değildi. Yani rahat değildi asla. Her tarafı kapalı evin, böyle salon salomanje bir ev, içeride mutfak falan. Aşağıda sürekli İtalyan polisi ve içeri giren çıkan çok fazla denetleniyor. Bir hapisteydi yani göz hapsindeydi. Böyle rahat falan değildi. Hatta konuşmasının bir yerinde şöyle diyordu;
Öcalan: Tayfun kimseyi ikna edemiyorum.
Tayfun: O kimse kim?
Ö: Vallahi hiç bir ülkeden, Abd dahil ulaşmakta güçlük çekiyorum.
Birilerinin yalnız bıraktığı belliydi aslında.” diyerek, Öcalan’ın çaresizliğini gözler önüne seriyordu.

Talipoğlu’nu İtalya dönüşünde Mit yetkilileri karşıladı. Zaten görüşmeden de haberdarlardı. Telefonlar dinleniyordu. Talipoğlu onlara röportajın ayrıntılarını anlattı. Sabah gazetesinde yazar olan gazeteci Talipoğlu, ne yazık ki o söyleşiyi yayınlamayacaktı.

İtalya Başbakanı Massimo D’alema ”Türkiye’ye geri veremezdik. Zira sizde idam cezası hala geçerliydi. Bizim anayasamız idam cezası olan ülkelere iadeleri yasaklıyor. Yapamazdık, elimiz kolumuz bağlıydı. İlişkilerimiz çok gerildi ancak; Ankara’nın istediğini ret etmekten başka çaremiz yoktu.” demişti.

Ankara ne olursa olsun Öcalan’ı yakalamakta kararlıydı. Mit ve asker ortaklaşa operasyon planı hazırladı. Öcalan’ın Roma’da kaldığı villa havaya uçurulacaktı.20 Kasım 1998 tarihinde Başbakanın onayından sonra Cumhurbaşkanı Demirel’e, 26 Kasım 1998 tarihinde operasyonun detayı anlatıldı ve onunda onayı alındı. Bölücü terör örgütünün liderinin kaldığı villaya yakın bir yerde ev kiralandı ve malzemeler sevk edildi. Komandolar denizden yaklaşacak, Öcalan’ın kaldığı ev havaya uçurulacaktı. Komandolar denizden yaklaşacak, Öcalan ile birlikte kaldığı ev havaya uçurulacaktı. 15 dakika süreleri vardı.

Son derece tehlikeli bir operasyondu. Operasyon hazırlığı Washington ile de paylaşıldı ve beraber operasyon yapma teklifi sunulsa da Washington ret cevabı verdi. Bunun üzerine Ankara operasyonu durdurdu. Ancak bu girişim Amerikalılara, Türkiye’nin ne kadar ciddi olduğunu gösterdi. Türkiye’nin gözünde ne Yunanistan, ne İtalya ne de Nato vardı. Türkiye gibi bir müttefiği kaybetmek istemeyen ABD, Öcalan’ı ne olursa olsun Türkiye’ye teslim etmeliydi.

Bölücü terör örgütü lideri Öcalan, İtalya Hükümeti’nin ülkeyi terk etmediği takdir de yargılanacağı ile ilgili yaptığı baskılar sonrası; rutin öğle vardiyası değişiminde ki polis aracı ile kaldığı villadan alınarak önce deniz yönüne doğru, daha sonra otoyoldan hava limanına gitti. Dc9 uçağına bindirildi ve uçak havalandı. İtalyan Hükümeti haberi doğruladı. Öcalan’a sınıra kadar güvenlik görevlilerin eşlik ettiğini açıkladı. Terörist başının o tarih itibari ile nerede olunduğu bilinmese de iddialar Rusya’ya döndüğü yönündeydi.

Kısa Süreli Rus Dostluğu!

İşte bundan sonra Öcalan’ın ummadığı zorlu bir macera başladı. Yaşadığı hayal kırıklığı nefrete dönüşmüştü. Nereye gitse kabul edilmiyor, bir koli gibi oradan oraya gönderiliyordu. Oda gönderildiği yere gidiyordu. Zamanında destek sözü veren kimse onu ülkesine almak istemiyordu. Türkiye uluslararası arenada ağırlığını koymuştu. Öcalan tekrar Rusya’nın kapısını çalacaktı. Ruslar Öcalan’ı kısa bir süre Tacikistan’da, Rus Hava Kuvvetlerine ait bir üste sakladılar. Sonra özel bir uçakla Yunanistan’a yolladılar.

Tekrar Yunanistan Yolunda!

Yunan istihbarat mensubu Savas Kalenderidis iki sefer aynı şeyi konuştuklarını, Türk-Yunan ilişkilerinin gergin olduğunu ve kendisinin de alevlenecek barut fıçısı olarak burada oturmasının imkansız olduğunu söyleyecekti. Öcalan Yunanistan’da kısa süreliğine kalacağını ve gideceğini söylüyordu.

Öcalan’ı asıl göndermek isteyen kişi Yunanistan Dışişleri Bakanı Theodoros Pangalos’dan başkası değildi. Pangalos ”Benim sorumluluk alarak yaptığım iş onun Güney Afrika’ya göndermeye çalışmaktı, hayatını kurtarmak için. Siyasi mülteci olarak yaşayabileceği bir yer bulmaktı. Onun tekrar Türkiye’ye dönmesini istemedim. Türkiye’ye dönerse tehlike de olacağını düşündüm. Siyasi anlamda Türkiye’de idam cezası vardı. Güney Afrika’ya göndermek istedim ama orada da sorun çıktı. Çünkü onu kabul etmeye hazır olan Mandela Hükümeti Amerika’nın baskısıyla tutum değiştirdi.” diyecek ve ülke çıkarları için iki ülke çıkarları için iyi de olsa Öcalan’ı teslim etmeyeceklerini belirtecekti. Burada Abd tutumu da Türkiye’nin ciddiyetinin kavranmasında önemli bir delildir.

Son Durak; Kenya!

Yunanistan Öcalan’a hemen yeni bir pasaport verdi. Yeni adı Lazaros Mavros’du. Özel bir jet kiralandı ve beraberinde ki iki örgüt üyesi ile yola çıkarıldı. Pangalos ”Güney Afrika’dan ret yanıtı geldiğinde Öcalan’ın uçağı Nairobi’ye inmek üzereydi. Büyükelçimizi aradım ve Öcalan’ı bir süre bekletmemiz gerektiğini, bu arada da bir yere yollamasını söyledim. Ancak adam perişandı. Zorunlu olarak elçiliğe alındı. Güney Afrika’da veya başka bir yerde konaklama yeri arayacaktı.” sözleri ile terör örgütü lideri Öcalan’ın ne kadar zor durumda olduğunu gözler önüne seriyordu.

Öcalan Nairobi’de 13 gün boyunca Yunan elçiliğinde kaldı ve ne olduysa o arada oldu. İlk başlarda Mit, Pkk liderinin yerini bulamamıştı. İsrail’e de başvurulsa da hiçbir yanıt alınamadı. Mossad, yaygın istihbaratının aksine bu olaya hiç girmedi. Öcalan Kenya’da kayıplara karışmıştı. Ankara karanlıkta kalmıştı.

ABD Fişini Çekiyor, Abdullah Öcalan Yakalanıyor!

Abdullah Öcalan Yakalanma Anı

Abdullah Öcalan Yakalanma Anı

4 Şubat günü yeni bir aktör sahnedeydi. CIA’nın Ankara İstasyon şefi dönemin Mit müsteşarı Şenkal Atasagun’dan randevu istedi. Görüşmede elinde imzasız ve resmi olmayan bir kağıt vardı. Washington kararını vermişti. Öcalan’ın yakalanması için Ankara’ya yardım edeceklerini duyurmuşlardı. CIA işini şansa bırakmamıştı. Öcalan yakalandığı an uçağa bindirildiğinde bulunması gerek tıbbi malzemeler, kelepçe, uçağın tipi, uçak yakıtı, doktora kadar her şeyi düşünmüştü. Birden bire ABD’nin Türkiye’ye bu yardımının koşulu ne idi? Öcalan’ın yolda kazaya uğramamasını ve adil bir mahkemede yargılanmasını istiyordu. CIA şefi hazırlık yapmalarını ve onlardan haber beklemelerini Atasagun’a söyleyip gitmişti.

Atasagun bu teklife devlet adına yanıt veremezdi. Başbakan ile Cumhurbaşkanı ile görüşmesi gerektiğini ve onu bekleyip bekleyemeyeceğini sordu. Acele etmemesini ve bekleyecekleri yanıtını alan Atasagun hız kesmeden 4 Şubat 1999 Başbakan Ecevit ve Cumhurbaşkanı Demirel ile temasa geçti. 2 saat süren onay alma süreci bittikten sonra hemen müsteşarlığa döndü. O sırada CIA şefi ile görüşen Atasagun ”Ankara önerinizi kabul ediyor.” diyecek, ve Öcalan’ın yakalanması için el sıkışacaklardı.

Aynı gece Başbakan Ecevit, Cumhurbaşkanı Demirel ve Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu acele ile toplandılar. Toplantı da bir kuşku havası vardı. Amerika neden Öcalan’ı Türkiye’ye teslim ediyor sorusu saatlerce tartışıldı. Aslında Washington Türkiye’nin Yunanistan ile savaşa girmesi durumundan korkmuştu. Nato’da dev bir çatlak açılmasını göze alamamıştı. Çankaya’da Öcalan’ın getirilme operasyonu tümü ile Mit’e bırakıldı. Mit getirecek, askere teslim edecekti. Asker devre dışıydı. Toplantı da bir ara gelince nereye koyulacağı da tartışma konusu olmuştu. Başbakan önce yassı adayı önerdi. Ancak Mit’in önerisi ile İmralı’da karar kılındı.

Apo’nun güvenliği için İmralı’da ki mahkumlar öğle saatlerinde İmralı 10 adlı cezaevi gemisi ile Budanya limanına taşındılar.

Abdullah Öcalan Nasıl Yakalandı?

Abdullah Öcalan'ı Türkiye'ye Getiren Ekip

Abdullah Öcalan’ı Türkiye’ye Getiren Ekip

Mit 250.000 $’a bir uçak kiraladı. Bütün işaretlerini değiştirdi. Pilot ekibi dışında uçağa altı elemanını bindirdi. Uçakta bir doktor, bir muhaberatçı, bir yabancı dil bilen uzman ve üç özel koruma vardı. 8 Şubat tarihinde Antalya’ya gittiler ve beklemeye başladılar. O arada 3 ABD’li CIA elemanı özel uydu telefonlarıyla Antalya’ya geldi. Hep birlikte beklemeye başladılar. Gelen direktif aynen şöyleydi ”Uçak önce Uganda’ya gitsin, yakıt alsın; sonra Nairobi’ye insin.” Mit’in uçağı 15 Şubat 1999 Tarihinde önce Uganda’ya gitti, yakıt aldı. Oradan da Nairobi hava alanının en ıssız köşesine çekildi. Uçağın ışıkları söndürüldü ve gergin sürecek 5 saatlik bir beklemeye başlandı.

Bu arada Kenya istihbaratı da ABD’nin itmesi ile harekete geçmişti. Washington Yunanlılara da baskı yaptırdı. Atinalıların bu baskıya ne direnecek gücü ne de bu baskılara direnme niyeti vardı. Bu haberi Öcalan’a Yunan Büyükelçisi verdi ama onun yanında ki Pkklılar elçiliğin gözlendiğini anlamışlardı. Büyükelçiye hediye edilmiş silahlarla direndiler. Elçilikten çıkmak istemediklerini söylediler ve bir katı bir süre işgal ettiler.

O günü Yunan İstihbaratçı Savas Kalenderidis ”Sonra Öcalan; Buraya geldim fakat sizden güvence aldım. Onun için geldim buraya. Şimdi ben nereye gideceğim? Burada kimse yok, Kürt yok, örgütün uzantıları da yok. Nereye gideceğim buradan? Ve on iki ya da 10 gün pazarlıklar oldu. Git, gitmiyorum. Git, gitmiyorum.” diye o günleri anlatmıştı. Ülkelerin istihbaratçılarının da görev aldığı dış ülkelerde görev yerlerinin her daim büyükelçilikler olduğunu unutmamakta fayda var.

Yunan görevlileri kendi elçiliklerinden Öcalan’ı ve ekibini çıkaramıyorlardı. Bunun üzerine Kenyalılar devreye girdi. Öcalan zorla ikna edildi ve Hollanda’ya gideceği söylenerek elçilikten çıkarıldı. Daha doğrusu çıkmak zorunda kaldı. Öcalan tek başına Kenyalı ajanların arabasına bindirildi. Yanına hiç kimseyi almadı. Konvoy hava alanına doğru yola çıktı. Herkes gergindi.

Yunanistan Dışişleri Bakanı Theodoros Pangalos ”Arabaya tek başına bindirmişler. Şoför Yunan sefareti için çalışan bir Kenyalı. Arkasında da Kenyalı polis ve onların ardında da heyetin üyeleri gelirken hava alanına gelince önde ki Öcalan’ın arabası hızlanıyor ve diğerlerinin önü kesiliyor. Öcalan beklenen bir uçağın yakınına getiriliyor.” diyordu. Öcalan tam 19:35’de Hollanda’ya gideceği ümidi ile kendisini bekleyen uçağın ilerisinde bir yerde bırakıldı. ”İşte!” dediler, ”Uçağın orada. Şimdi gidip o uçağa binersen devam edeceksin.” dediler. Öcalan biraz sinirlendi ama pek şüphelenmedi. Elinde çantası ile uçağa doğru yürümeye başladı. Pek kuşku duymuyordu ama gergindi ve uçağın kapısının altında sarışın, yabancı dil bilen bir Mit görevlisi vardı.

Merdivenleri çıktı, uçağa binmesiyle birlikte de üstüne atılan üç kişiye direnemedi. Şamdan çıkışı ile başlayan yaklaşık 4 aylık maceranın sonuna geldiğini işte o an anladı. Lakin artık çok geçti.

15 Şubat gecesi Mit Müsteşarı Şengal Atasagun’un telefonu çaldı. Karşıdan tek bir cümle duyuldu ”Paketi teslim aldık, kalkıyoruz”. Verdiği yanıtta yine tek cümlelikti ”Bizim hava sahasına girince yine arayın”.

Abdullah Öcalan Türkiye’de!

Abdullah Öcalan Türkiye'de

Abdullah Öcalan Türkiye’de

Uçak Türk hava sahasına girerken sabah saat 03:00 olmuştu. Atasagun, haberi alır almaz Ecevit’i uyandırdı; ”Paket geldi sayın Başbakanım” dedi. Ecevit, heyecandan elinde ki telefonu düşürdü. O da hemen ardından Cumhurbaşkanını aradı. Süleyman Demirel’in tepkisi ise ”Hayırlı Olsun” olacaktı..

O sabah Ecevit’in yaptığı basın açıklaması ”Bu sabaha karşı saat 03:00’den itibaren bölücü terör örgütü Pkk’nın başı Abdullah Öcalan, Türkiye’dedir.” bu şekilde olmuştu. Vatandaşlar, sevinçlerini araçlarının kornalarını çalarak, halay çekerek gösterdi. Bebek katili terörist başı Apo’nun yakalanmasının azda olsa acılarını dindirdiklerini söyleyen şehit analarının sevinçleri gözlerinden okunuyordu.

Türkiye tamamen ABD yardımı ile yakaladığı terörist başını sorgulayacak, ellinde ki fırsatı iyi değerlendiremeyip örgütü dağdan indirip neredeyse yok edemeyecek ve terör sorunu gün geçtikçe daha da artacaktı. Lakin o dönemin hükümeti ve yöneticileri bundan habersizdi. Bu olay bizim önümüzde ki altın bir tepsi idi ve biz bunu elimizle tutamamıştık. Bugün bile bu bölücü, kanlı terör örgütüne şehit vermekteyiz ve 2015-2017 yılları arasında verdiğimiz şehit sayısının 1200 üzerinde olması dehşet verici bir gerçektir. Türk milleti bu konuyu irdelemeli ve kendine düşen görevleri layıkıyla yerine getirmelidir. Unutmayın ki başkaları için 1 rakamı ne kadar küçük ise; şehit anası için büyük bir rakamdır.